Gazeteci, Okur, Yazar İşleri

Adaletin hayaleti

YANKI ENKİ/ REMZİ KİTAP GAZETESİ

Sibel Oral’ın ikinci romanı “Zayi”, Türk edebiyatının 2011 perdesini kapayan romanlardan biri oldu. Romanın altbaşlığında yazdığı gibi “harp ve darp ülkesinde” geçen bir öykü anlatan Oral’ın belki de en kederli ve ilk bakışta biraz karamsar romanlardan birine imza attığını reddedemeyiz. Bir büyüme öyküsü bu. Zaten anlatılacak bir öykü yoksa “büyüme”den bahsedilebilir mi? 1970’li yıllardan bugüne “harp ve darp” görmüş bir ülkede nasıl büyünür? Nasıl yaşanır? Nasıl ölünür? “Zayi”deki her karakter bu trajik çabanın, tutunamamanın zayiatına dönüşüyor. Adaletin kendisinden çok, hayaleti var o sokaklarda. Tıpkı romandaki simge kişilik Adalet teyze gibi… Oral, romanındaki karakterlerini aslında birbirinden ayrı öykülerin kahramanlarıyken bir romanın çatısı altında birleştirmiş. Aynı çıkmaz sokağın sakinleri Lerna Hanım, Emine ve kızı Çilem, Ayhan, Sofie, Rüstem ve Rızvan’ın geçmişleri, kahramanımız Selvi’nin sustuğu anlarda yüzeye çıkıyor. Kimseyle ortak olamamanın yarattığı yalnızlık onların ortak özelliğine dönüşüyor. Selvi’nin “Öldürülmüştü insanlar. Öldürülüyorlardı ve daha da öldürüleceklerdi. Birbirlerini öldürüp tarih yazıyorlardı,” diye anlattığı bir zamanın öyküsü “Zayi”. Sibel Oral, yabancı bir memleketi, hayali bir evreni, kurmaca bir dünyayı değil, bildiğimiz ve içinde yaşadığımız bir yeri, Türkiye’yi sığdırıyor bu çıkmaz sokağa. Bir kişi, özlemini en çok hissettiği kişi eksik sadece, o da Adalet.
Selvi’nin hakkında “önemli olan tek şey olmasıydı, var olmasıydı. Bir gün onsuz kalacağım düşüncesi geçmemişti aklımdan” dediği Adalet, kahramanımızın en yakınıdır çocukluğunda. Selvi’yi Selvi yapan kişidir. Selvi’yi büyütürken “başkaları”ndan bahsetmez, çünkü ayrım yapmayan biridir. Adalet’in Selvi’ye anlattığı öykülerle adil bir dünyanın hayalini kurar çocuk Selvi. Herkes vardır o öykülerde. Tıpkı yıllar sonra geldiği bu çıkmaz sokaktaki insanlar gibi, herkes bir başkadır ama başka olmakta aynıdır birbiriyle. Selvi’nin yerleştiği ev âdeta bir hayaleti bekleyen köhne ve metruk bir ev. Sokağın sakinlerine de yavaş yavaş görünmeye başlıyor Selvi. Emine ve onun bir inşaatta bulup büyüttüğü Çilem, annesine âşık Ayhan, önce Suphi iken sonradan kadın olan Sofie, Rızvan ve Rüstem, Selvi’nin tanışıklığını anılarından öğrendiğimiz Lerna Hanım, o çıkmaz sokağın kahramanları. Selvi’nin “Geldim işte. Dillendirmek için yalnızlığınızı, geldim dilsizliğimle” dediği ve varlıklarında annesiyle babasını ve tabii ki çok sevdiği Adalet’i aradığı bu kahramanlar bize Selvi’nin “şimdi”sini anlatırken, Selvi de kendi sessizliğini anlatıyor bir yandan. Kısacası çift katmanlı bir metni var Oral’ın. Bir yandan kahramanımız Selvi’nin geri döndüğü mahallesinde şimdiki zamanda, diğer yandan da Selvi’nin yavaş yavaş su yüzüne çıkan geçmişinde, anıların içinde gidip gelerek anlatılıyor öykü. Bir yandan evine “geri dönen” Selvi’yi çevresindekilerin gözünden ve dilinden okuyoruz, diğer yandan Selvi’yi dinliyoruz kendi sesinden, daha doğrusu “iç” sesinden.

“Zayi” olan ise işte o aradaki boşlukta yatıyor, çünkü Selvi susuyor. Söz konusu olan konuşmayan bir roman kahramanıysa, o romanın çok şey söylemesi beklenir. “Zayi” söyleyecek çok şeyi olan bir roman. Ancak büyük olasılıkla bu romanın yazarı gibi okuru da, keşke şu susulacak ve bizi susturacak şeyler olmasa diye düşünmeden edemeyecektir. Belki de bu yüzden okurlarına “adalet için” diye imzalıyor kitaplarını yazar Sibel Oral. Bu çift katmanın arasında roman boyunca “Koork… Koork” diye çığıran iki de kuzgun var; olup bitene yukarıdan bakan, bazen ünlemlerle bazen paragraflarla konuşan iki kuzgun. Belki de geçmişten bugüne Selvi’nin öyküsünde her şeye tanıklık etmiş iki gözü temsil ediyorlar. Ne de olsa uzun ömürlü olmalarıyla ünlüdür kuzgunlar. Yoksa yazarın bir çift gözü yerine mi geçiyorlar bu metinde?

Selvi’nin sessizliğe söz verdiği gün, Adalet’in polisler tarafından alınıp götürüldüğü ve bir daha asla geri dönmeyeceğinin mührünün basıldığı gün. Giderken “Ben gelene kadar burada kal, sakın sessizliğinden ayrılma” diyor Adalet Selvi’ye. İşte o günden beri geri gelmeyen Adalet, ya da Selvi’nin “toprağa verdiğimiz bir gün hiç olmadı” dediği Adalet, bir hayalete dönüşüyor Selvi’nin suskunluğunda.

Sayfalar ilerledikçe olayların akışından ziyade yazarın neyi nasıl anlattığı daha fazla ön plana çıkıyor. Eskilerin deyimiyle çok “ağdalı” bir dil kullanmasa da, günümüzün sıklıkla karşılaşabildiğimiz ve iyisini kötüsünü ayırabilmek için sıkı eleştirmenlere ihtiyaç duyduğumuz “şiirsellik” kavramının da tam olarak “Zayi”yi nitelediğini söyleyemeyiz. Yine de her romancıda karşılaştığımız bir üslubu yok Sibel Oral’ın. Sanki şiirsel bir metin gibi ama nasıl bu kadar akıcı olabiliyor? Ağdalı bir dili varsa aynı zamanda nasıl bu kadar içten ve yakın olabiliyor? Bu kadar acıklı bir öykü nasıl su gibi akıp gidiyor? “Zayi”yi okurken insanın kafasını kurcalayan ilk sorular bunlar.

Edebi dilin güzelliği bir süs olmaktan çıkıyor Oral’ın cümlelerinde. Gazete ve dergilerdeki yazı ve söyleşileriyle tanıdığımız yazarı, artık ikinci romanını yazmış genç bir romancı olarak kabul etmek gerekiyor. Her zaman kederli öyküleri mi anlatacak okurlarına bilmiyoruz, ancak “Zayi”yle güzel sözlerin ve güzel cümlelerin yazarı olarak hatırlanacağının işaretlerini veriyor. Hatta bu müzikal dilli romanı yüksek sesle okuyası geliyor insanın, ta ki Selvi’nin suskunluğuna katılmaya karar verene kadar…

Adalet’in yokluğuyla baş etmenin öyküsünü okuduğumuzu düşünürsek, kahramanımız Selvi’nin iyimser saflık ile kabullenici bir olgunluk arasında, başka bir deyişle çocukluk ile yetişkinlik arasında gidip gelmelerinde ortaya çıkan gerilimin aynı şiddette yazarda da var olduğundan bahsedebilir miyiz? Sibel Oral verdiği söyleşilerde adalet konusunda umudunun olmadığından bahsediyor ancak umutsuz bir yazar adalet için bir roman yazar mı? “Zayi”, adaleti hayal eden bir kahramanın ve adaletin hayaleti karşısında suskun olmayan bir yazarın romanı.

http://www.remzi.com.tr/kitapGazetesi.asp?id=3&kayitID=0&ay=2&yil=2012&bolum=10&sayfaNo=2

 

İlginizi Çekebilecek Diğer Yazılar

Kimdir?

1979. İstanbul. Ağırlıklı olarak kültür- sanat alanında gazetecilik yapıyor. Yayımlanmış üç kitabı var.

Sosyal Medya