Gazeteci, Okur, Yazar İşleri

Beauvoir ve Woolf hayatımı mahvetti

Ayçe Abana… Oyuncu, eğitimci ve çocuk oyunları yazarı. Bir akşamüstü sözleşiyoruz. “Kitapçıya gitmeyelim, içinde kitaplık olan bir kafe var, hem bence tüm kafelerin bir de kitaplığı olmalı” diyor. Mesaj hoşuma gidiyor ve Koşuyolu’ndaki Kirpi Kafe’de buluşuyoruz. Gerçekten büyük bir kitaplıkla karşılaşıyorum. Türkçe, İngilizce ve hatta Fransızca kitaplarla dolu bir kitaplık. Abana daha önce burada kendisinde olmayan bir kitabı ödünç alıp okuduktan sonra iade ettiğini söylüyor ve ekliyor; “Tiyatrolarda, kafelerde, bence her yerde kitap olmalı.”

Ayçe Abana ukala ve beylik laflar etmek istemiyor. Çok kitap yarım bırakmışlığı var. İşin içine “edebiyat yapma” kaygısıyla dolu ağdalı cümleler, entelektüel ukalalıklar girdiğinde bırakıyor. Onu arayıp söyleşi formatını anlattığımda ne düşündüğünü ise şöyle anlatıyor: “Ne anlatacağım diye düşündüm… Radikal Kitap okuru zaten iyi kitap okurlarından oluşuyor. Ben onlara ukala bir şekilde şunları okuyun diyemem ama kitaplarla ortak bir paydalarımızın olduğunu bilmek, bunu keşfetmek güzel motive edici bir şey.” Amaç biraz da edebiyat dışındaki disiplinlerde çalışan sanatçıların edebiyattan nasıl beslendiğini görmek, okur kimlikleriyle tanışıp onları keşfetmek. Tamam o zaman, her şey yolunda diyorum. Şu ara iki çocuk oyunu yazma arifesinde ön hazırlıklarını, araştırmalarını sürdürüyor Abana. Hal böyle olunca çocuk kitaplarından başlıyoruz.

Çocuklara yönelik kitapları takip ediyorsunuz o zaman…
Evet, ama çok da bayılmıyorum. İki tür problem var. Birincisi; çocuğu adam yerine koymayı bilmeyen bir toplumuz. Çocuğa o insanmış gibi anlatmak değil de bir embesile gibi anlatırmış gibi anlatıyoruz. Çocuklar bizden daha zeki, algıları daha yüksek, bilgiye bizden daha çok açlar. İkinci problem ise aslında büyüklere kitaplar yazan yazarların çocuk dilini ve tekniğini çok iyi araştırmamaları.

Peki bu alanda sizi en çok etkileyen kitap ya da yazar kim?
J.K Rowling. Harry Potter serisini birkaç defa okumuş insanlardanım.

Farkı ne?
Teknik olarak çok iyi, mitolojik unsur da barındıran ve çocuklara sistematik düşünce biçimini öğreten bir dizi o. Bizim sorunumuzda bu aslında, çocuklara düşünce biçimlerini öğretmiyoruz. “Toplumumuz cinnet geçiriyor” dememizin en büyük nedenlerinden biri düşünme sistemi eksikliği olması. Bunun da çocukluktan öğrenilmesi gerekiyor. Okullarda verilmiyor, aile içinde bilinmiyor, sanat kurumları tarafından verilmiyor… O zaman da düşünme biçimlerinden yoksun çocuklar yetişiyor. Bunu en iyi verecek şey bence çocuk kitapları, çocuk oyunları.  Her şey kötü bir diş çürüğü ve onunla savaşan bir diş macunundan ibaret değil yani…

Küçük Filozoflar Serisi geldi aklıma… Martin Heidegger’in Böceği, Sokrates’in Aşkı gibi kitaplar vardı. Okudunuz mu?
Ben o kitaplara bayıldım ve şimdiye kadar eksik kaldığım birçok şeyi o seriden öğrendim. Çocuk işi diyoruz ama bizim en temel sorunumuz bizim zamanımızda kötü kitaplar okumamız. Mesela çocuk kitapları yazım hatalarıyla doluysa ben o işi de kabul etmek istemiyorum.  Hâlâ de, da ve ki’lerle uğraşıyoruz. Çocuklar bunları kitaptan öğrenecek ama bu kadar basit dil hataları yapılıyorsa, çocuğa da geçecek o hata…

Ve böylece çocuğun okur olma serüveni biraz hatalı başlıyor sanırım…
Aynen öyle. Ben ilköğretim öncesi okullara gidiyorum. En büyük eksiklikleri bir kütüphane olmaması. Oyuncaklar var ve evet gerekiyor ama kütüphane şart. Çocuklara kitap oku dersek çocuklar kitap okumazlar. Çocuk büyüklerinin elinde ya da bulunduğu ortamda kitap gördüğü zaman kitap okuyacaktır. Eskinin kitap okuma alışkanlığı kazandırma yöntemlerini değiştirmesi gerekiyor.

Çocukluğunuzda kötü etkileyen kitaplar oldu mu?
Ömer Seyfettin’in Kaşağı kitabını okuduğumda yalan söylemiştim aileme. Bir şeyi kırıp da hayır ben kırmadım dersiniz ya… İşte ben her sabah kalkıp korkuyla aynaya bakıyordum acaba kuşpalazı oldum mu diye… Korkunçtu. Ödül-ceza, cennet-cehennem gibi yaklaşımlarla dolu olan kitaplar beni çok kötü etkilemiştir.

İyi yönde etkileyen kitaplar?
Genelde çocuk klasikleri oldu sanırım. Mesela Pinokyo.

Pinokyo’da da suçun karşılığı var…
Orada bir naiflik var. Bir de gerçeküstü olması, Pinokyo’nun aslında tahta olması… Çocuğun hikâyedeki başkarakterle kendisini özdeşleştirmesini kırıyor büyük ihtimalle. O yüzden daha rahat bir algılama sistemi oluşturuyor olabilir. İkisi de yalan ve doğru üstüne ama Pinokyo’da bir kırılma noktası var.

“Hayatımı mahvettiler”
Ayçe Abana’nın büyüdüğü ev kitapla dolup taşan bir ev değilmiş. Biraz daha büyüyünce, yani okuyacağı kitapları kendi seçmeye başlaması ise Simone de Beauvoir’la başlamış. Yaş 14. Tepkim doğal olarak “eyvah!”

Neden Simone de Beauvoir?
Ortaokuldaydım ve bir gün elime tesadüfen Simone de Beauvoir kitabı geçti, okumaya başladım. Ve tabii hayatımı değiştirdi.  O ergenlik yaşlarında elinize ne dolanırsa hayatınızı o belirliyor. İlk Kadın kitabıyla başladım. Sonra işte Genç Kızlık Çağı, Evilik Çağı geldi. Sanki ablan sana anlatıyormuş gibi. Dili çok güzeldi, o kitapların çevirileri de çok iyiydi. Ondan sonra tabii ona benzer, o tür kadın yazarların kitaplarını okumaya başladım.

Virginia Woolf’la, Sylvia Plath’le de zirve yapmışsınızdır o zaman…
Tabii Virginia Woolf olmazsa olmaz… Sylvia Plath de aynı şekilde. Gerçekten hayatımı mahvettiler. Şu anda daha huzurlu, eğlenceli bir kadın olabilirdim. Twitter’da bile Sylvia Plath’le ilgili bir şey paylaşan birini gördüğümde hemen takibe alıyorum. Biliyorum ki mutlaka ortak bir şey var.

Okurun okurla ruh ortaklığı var değil mi?
Evet, çünkü kitap gerçekten çok iyi bir arkadaş, hepimizin ortak arkadaşı, sevgilisi. Hepimiz Anna Karenina’nın sonunda ağlamadık mı? Gregor Samsa’nın böceğe dönüşme hikâyesinde “Bana olsa nasıl olur acaba” diye irkilmedik mi? Hepimiz bu duyguları yaşadık. Mutlaka bir şey hissediyoruz, duygusal alanımızda mutlaka bir şeye yol açıyor… Ortak bir motivasyon yakalıyorsun…

 “Kitapçılarda gizli gizli kitap okurdum”
Ayçe Abana ile kitapçılarla ilişkisini konuşuyoruz. Geçmişini anlatıyor. Lise üniversite yıllarını İzmir’de geçirmiş. “İzmirli kitapçılar biraz sıkıdır” diyor ve devam ediyor: “Benim kitapçılarla hep kaçma kovalama ilişkim oldu. Kitaba çok fazla para ayıramazdık maalesef. Ben de İzmir’de kitapçıları gezer birileri fark edene kadar okuyabildiğim kadar okurdum. Bölüm bölüm… İzmir’deki kitapçılar daha sıkı, buradakiler pek fark etmiyor ya da bir şey demiyor. Tabii artık böyle gizli gizli kitapçılarda okumuyorum, kitaba artık daha kolay ulaşabiliyoruz.” Huyum değil ama son bir şey söylemesini istiyorum bu kez. Şöyle diyor: “Söylediğim şeyleri kimse üzerine alınmasın. Herkes istediği gibi kitap okusun.”

RADİKAL KİTAP

Kimdir?

1979. İstanbul. Ağırlıklı olarak kültür- sanat alanında gazetecilik yapıyor. Yayımlanmış üç kitabı var.

Sosyal Medya