Gazeteci, Okur, Yazar İşleri
Çağanoz diye biri hepimizi öldürecek

Çağanoz diye biri hepimizi öldürecek

Cemil Kavukçu birkaç yıl önce Bora Abdo için kaleme aldığı yazısını, “Bundan sonra neler yazacağını merak ettiriyor” diye sonlandırmıştı. Dikkat çekiyordu ve asıl önemlisi ilk kitaptan sonra neler olacağıydı. Şimdi “Beni Unutma Dörtlemesi”nin ilk kitabı Bizi Çağanoz Diye Biri Öldürdü’yle yeniden okurun karşısında Abdo. Tuhaf bir ritmi olan, dağınık, çekici ve karanlık bir kitap. Anlatması biraz güç metinleri, okuyup yutulacak, sindirilip hemen bir sonraki öyküye geçilecek bir metin akışı olmadığı gibi söz konusu kitabın bir dörtlemenin ilk adımı olduğunu yeniden hatırlatalım. Yani bütün taşlar dördüncü kitapta yerine oturacak. Bora Abdo, “Dörtlemenin sonunun nasıl biteceğini ben de bilmiyorum” diyor. Başlarken, yaratım sürecinde eklediği her taşı, her kapıyı ve her pencereyi doğru olarak açıp yapıyı kurduğunda, bütün bu etkenlerin de tematik bütünlüğüne uyum sağlayacağından emin olan yazara ister istemez Çağanoz’un kim olduğunu soruyorum. Çünkü metaforlarla örülü olan metinde Çağanoz gerçekten bir insan mı ondan bile emin değilim aslında. Bora Abdo şöyle diyor: “En başından beri Çağanoz kim olacak bilmiyordum, hâlâ da bilmiyorum. Bir karakteri bire bir imlemiyor. Kitaptan fırlayıp yazarı öldürecek biri de değil. Şu an sadece bir metafor olarak duruyor zihnimde.” Çağanoz okurdur ve hatta yazarın kendisidir diye aşırı yoruma da kaçabiliriz belki… Kendi gibi okuru da o çekici karanlığa sürükleyen iç içe geçmiş öykülerde edebi haz kendini hissettiriyor. Ve konumuz ölüm… Ya da ona benzeyen diğer şeyler…

Bizi Çağanoz Diye Biri Öldürdü, soğukkanlı metinlerden oluşuyor. Mesela Ğığ adlı öykü iki kız kardeşin tuhaf hikâyesini anlatıyor. Yaşamın canlılığını hayvan leşlerinden, zehirlerden, son kullanma tarihi geçmiş ilaçlardan ve çürümüş meyvelerden ve her birine de en sevdiği beş harften isimler verdiği kurbağa ölülerinden elde ettiği bir ilaçta arayışının öyküsü. Bu metnin sonunda işin içinde bir üvey anne ve birer masum dilim ekmek olduğunu öğreniyoruz. Abdo bu karakterle ilgili şöyle diyor: “Zihinsel karmaşıklığı olan, dörtlemenin önemli karakterlerinden birinin, yani kimi yerde down sendromlu kimi yerde ise otistik bir oğlu olduğunu, bu oğlunun da define ararken zenci bir denizkızına tecavüz ettiğini bildiğimiz yetmiş yaşında, kardeş katili bir kadın…”

“Bu kadar ölümsüzlük herkese yetmeli”
Metinlerdeki karanlığın tek müsebbibi ölmek ya da öldürmek imgesi mi? Ve neden ölüm? Bora Abdo beğenilmemeyi, sevilmemeyi göğüslemeye çalışarak anlatıyorum diyor ve ekliyor:  “Karanlık insanın en gizli tarafıdır, sayısız damıtmanız gerekir. Estetiktir de. Metafor olarak kullanmam gerekirse, kendi karanlık yönlerinizi de deşifre etmeniz ve soyunmanız gerekir. Ve bu şarttır. Biraz iddialı olacak ama okuyucu giyinik kalırsa bunu göremez.” Ölüm ve öldürmeyi ise Borges’ten alıntıyla açıklıyor:“Temaların, sözcüklerin, metinlerin sayısı sınırlıdır. O yüzden hiçbir şey yok olmaz. Bir kitap yok olursa elbet bir gün biri onu yeniden yazar. Bu kadar ölümsüzlük de herkese yetmeli. Bunu biraz kendime düstur edindim.”

Ölen ya da öldürülenlerden biri de Maltepe sahiline vurmuş zenci bir denizkızı. Denizkızı hepimizin zihninde tatlı, âşık olunası, gizemli, mutluluğu çağrıştıran bir imge olabilir. Bu öyküde ise öyle değil; tecavüze uğrayıp öldürülüyor. Bir denizkızı nasıl tecavüze uğrar? Bu sorunun yanıtı da öyküde… Bir de üzerinde durulması gereken Krikor karakteri var. Kitaptaki farklı öykülerde ara ara karşımıza çıkan Krikor da en az Çağanoz kadar gizemli ve ucu açık bir karakter. Yazar önce onu Çağanoz’un öldürdüğü karakterlerden biri olarak düşünmüş. Çağanoz, Kirkor’u –ki adı Krikor olarak aslına getirilmiştir “Kirkor” adlı öyküde- ve onun anlatıcı çocukluk arkadaşını hayatlarının her evresinde öldürmüş, diriltmiş ve yine öldürmüş. Abdo bu karakterle anlattıklarını ve anlatmadıklarını şöyle açıklıyor: “Biraz da benim çocukluğumdaki bir karakterdir Krikor. Erken gitmiştir, ona olan özlemim ve kaçışında yanında olamayışımın pişmanlığıyla da kitap kokarak ölenlerin yanına defnedip anıyorum öykülerimde.”

“Yazmayı bırakabilirim de”
Laf lafı açıyor, öykülerde ara ara küçülen hatta o kadar küçülen ki okumanın güçleştiği yerleri soruyorum. Bu anlatının ve yazının sonsuzluğuyla ilgili olduğu kadar, hayatımızda ya da bir metinde bir karakterin anlatamayacağı ya da anlatırken gitgide omuzlarının küçülmesini, yer yarılsa da içine girsem dediği anları ifade ettiğini söylüyor yazar ve ekliyor;  “Metindeki bazı paragrafları da bu gerekçeyle küçülttüm. O karakterin utancından dolayı. Sırlarımızı büyük harflerle söyleyemeyiz…” Deneysellik ve eleştiri başlıkları altında konuşurken Bora Abdo, “Olumlu eleştiriler gelsin diye yazmayı tercih etmiyorum. Bunun yollarını hepimiz biliyoruz aslında. Kendi adıma yazmayı bırakabilirim de” diyor ve şöyle devam ediyor: “Karakış Üçlemesi’ni ve Beni Unutma Dörtlemesi’ni bitirip çekilebilirim. Ama riske girerek yazmak bana da iyi geliyor. Çünkü bir karşılık beklemiyorum, bir çıkarım yok. Toplumu eleştirmek, yönlendirmek gibi bir derdim de yok. Hiçbir yazar metninden daha gerçek ve daha kutsal değildir.”

“Okurun zekâsına güveniyorum”
Kitaptaki öykülerle ilgili ipuçları vererek okurla metin arasına girmek istemiyorum. Bu kitapla ilgili üzerinde durulması gereken en önemli şey deneysel dili. Abdo denemiş, “nasıl anlatırım” kaygısını yüklenmiş. Her karaktere kendine özgü ve salt ona özel bir dil tasarlamış. “Deneysel yazın, terim olarak köşeleri ve kesin hatları olan yazı türlerini oyun oynar gibi bozarak, cesaretle değiştirmeyi gerektirir” diyen yazara göre her hikâye sıradışı ve sonuyla da çarpıcı olmalı.”Buraya kadar tamam, peki bu deneysellik henüz ikinci kitabını yayımlayan bir yazar için risk olabilir mi diye soruyorum. Bora Abdo, “Her kitabımı ayrı teknikler ve ayrı bir dil kullanarak yazmak istiyorum. Yoksa amacım salt deney yapmak değil. Modernizmin olmazsa olmazlarını kurcalamak. Sonuçta yazı bilimseldir de. Deneye deneye ve yaza yaza bulmaya çalışırız onu” diyor. “Peki ya okur” diyorum. Bora Abdo, “Öteki Kışın Kitabı’yla ilgili derin endişelerim yoktu, Çağanoz’da hayal gücüm elverdiğince çeşitli anlatım teknikleri denedim. Deneyeceğim de. Okurun zekâsına da güveniyorum. Bir metafor olarak durduğum yerde kaşarlanmak istemem. Sürekli değişen ve sürprizler yapan bir kalemim olsun isterim” diyor.

Bora Abdo’nun kurduğu dünya karanlık, çekici ve kışkırtıcı. Yazının başında Cemil Kavukçu’dan alıntıladığımız, “Bundan sonra neler yazacağını merak ettiriyor” cümlesini yinelemek istiyorum bir okur olarak. Çağanoz’la ise sonra görüşeceğiz nasılsa…

RADİKAL KİTAP / 25 NİSAN 2014

Kimdir?

1979. İstanbul. Ağırlıklı olarak kültür- sanat alanında gazetecilik yapıyor. Yayımlanmış üç kitabı var.

Sosyal Medya