Gazeteci, Okur, Yazar İşleri
Esas olan anlamak değil sezmektir

Esas olan anlamak değil sezmektir

FOTOĞRAF: MUHSİN AKGÜN
FOTOĞRAF: MUHSİN AKGÜN

Daha ortaokuldayken orta boy bir çizgili deftere 100 Türk Şiiri Antolojisi başlığı atıp sevdiği şairlerin şiirlerini yazmaya başlamış. Şair olacağından değil ama…  Zaten vazgeçmiş şair olmaktan. Çünkü İlhan Berk’i, Ece Ayhan’ı, Behçet Necatigil gibi şairlerin muazzam şiirlerini ilk okuduğunda “Benim yazdıklarım şiir değil, şiir olan bunlar” deyip hikâyeci olmaya karar vermiş. O zamanlar 13 yaşında. Harçlıkları biriktirmiş, bir arkadaşıyla trene atlayıp hayatından ilk kez İstanbul’a gelmiş. Amaçları Beyazıt Sahaflar Çarşısı’nı görüp kitap almak. Gözleri parıldayarak anlatıyor:  “Kitap mabedine gelmiş gibiydim. Dükkânlardan içeri girmeden kapı önlerine konmuş kitaplara dalmıştık. O gün Memet Fuat’ın DE Yayınevi’ne de uğramıştık. Tanıdığımdan değil. Ece Ayhan’ın kitaplarını, Eskişehir’e bazı sayıları gelmeyen Yeni Dergi’nin eksik sayılarını alacağım. Memet Fuat içeride, bana baktı, selam verdi. 25 tane kitabı ayırdım. Sartre’ın Sözcükler’i, felsefe kitapları filan…  Kitapları seçtim ve ben bunları alacağım dedim. Baktı, “Abine mi alıyorsun” diye sordu. “Yok, kendime” dedim. Güldü. Bir tane çocuk şiiri antolojisi hediye etti,  inanmadı tabii kitapları kendime alacağıma. Altında kalmamak için “Peki ben bu antolojiyi küçük kız kardeşime götürürüm” dedim. Gerçekten de kardeşime götürdüm. 25-30 kuruş filandı kitapların fiyatları. Hiç unutmuyorum, saymıştım toplam 82 tane kitap almışım. Akşam dokuz trenine binmiştik.  Bütün yolculuk boyunca o kitapları sevdim, her birinin sayfalarından azar azar okudum.”

Evet, İstanbul Eskişehir treninde kitapları seven o çocuk Haydar Ergülen… Kıskandıran, kışkırtan ve okur iştahını kabartan bir kütüphanesi var Ergülen’in. Hal böyle olunca uzun uzun konuştuk. Karşımda Haydar Ergülen ve soracağım tüm sorular anlamsız. Siz anlatın, ben dinleyeyim deyip işin içinden çıkıyorum…

“Ece Ayhan’ı 13 yaşında okurken de bir şey anlamıyordum…”
“Ben daha çok büyük kitapları okuyordum” diye başlıyor söze Haydar Ergülen.  Söyleşide adı geçen ilk yazar; Aziz Nesin. Devam ediyor; “Babam oto tamircisiydi, sosyalistti. O, çok kitap ve gazete okurdu. Ben de merak eder okurdum. Çetin Altan’ın köşe yazılarını takip ederdim…” Yaşını soruyorum, “ilkokul yıllarımdı daha” diyor.

Peki ya şiir?
Ortaokul yıllarıydı. Okuldaki kitaplık sayesinde şiir kitaplarını keşfettim. Hasan Ali Yücel serisi vardı, bir de tercüme dergileri. Vedat Günyol,  İlhan Berk, Melih Cevdet Anday gibi dönemin entelektüellerinin ve şairlerinin çevirdiği ve yönettiği tercüme dergileriydi. Okulun kütüphanesinde öyle duruyorlardı, kimse okumuyordu. Ben de kendi kendime şiir yazıyordum. O şiirleri okuduktan sonra kendime “Şiiri bırakıyorsun ve bunları okumaya başlıyorsun” dedim.

Şiire başlamadan bıraktınız yani…
Üniversiteye kadar şiir yazmadım. O kadar muazzam şiirler var ki ben şiir yazmayayım. Hikâye yazayım dedim. 30’lu yıllardan 60’lı yıllara kadar yazılmış hikâyeleri okumuşumdur. Hikâyeci olacağım ya…  Devrimciyiz ve devrimciler çok okumalı, edebiyatı ihmal etmemeli diye düşünürdük. Temel olarak bana okumayı sevdiren Panait Istrati sonra da J.P Sartre’dı. Tuhaf, aslında Sartre’ı anlamazdım ama okurdum.

Okuduğunu tam olarak anlamasan da inatla okumak diye bir şey var galiba…
Okumanın kendisi bir zevk.  Ece Ayhan’ı 13 yaşında okurken de bir şey anlamıyordum sonra okuduğumda da çok bir şey anlamadım. Sonra şiirler yazdım, şiir üzerine kitaplar okudum ve yazdım. Şiiri sevmek için anlamak gerekmiyor. Hiç kimse bir şairin, yazarın kodlarını tam olarak çözemez. Okurken esas olan anlamak değil de sezmek diye düşünüyorum. Bana en çok etkilendiğin şair kim diye sorarlar “Ece Ayhan” derim ama onun şiiriyle benim şiirimin hiçbir ilgisi yoktur. Yine de beni şair olarak, şiir anlayışı olarak etkilemiştir. Dipte derinde bir anlayış ortaklığı mutlaka vardır. Çeşitli açılardan metne vurulursun. Bir cümlesini çok sevebilirsin, o cümle üstüne düşünebilirsin. Ben bir de deneme kitaplarını çok severim.

“Niye deneme kitabı hediye edilsin ki?”
Bizde deneme kitapları çok da rağbet görmüyor gibi…
Tabii tabii şiirden daha az rağbet görüyor.

Şiirden daha az ise durum fena…
Ben ikisini birden, en az rağbet görenleri yazdığım için biliyorum. Rağbetsiz şeylere rağbet ediyorum.

Şiire gelmişken sahiden okumuyor muyuz?
Ben hiç öyle düşünmüyorum. 45 yıldan fazla zamandır şiirle birlikteyim. 60’lı yıllarda olsun, İkinci Yeni zamanında, 80’lerde pek çok insan şiir yazmış.  Bir eleme oluyor, şiirde kalanlar oluyor ve o kitaplar da satılıyor. İkinci Yeni Antolojileri’ne bir bak; yüzlerce insan o tarz şiir yazmış. Hele Garip Dönemi… O zaman binlerce insan şiir yazmış. Biz sadece Orhan Veli’yi, Oktay Rıfat’ı, Melih Cevdet Anday’ı hatırlıyoruz.  Türkiye’de şiir en çok sevilen edebiyat türüdür. Şairler şikâyet ediyor ama kitapçıya gittiğin zaman hepsinde dolu dolu şiir raflarını görüyoruz.

Deneme niye okumuyoruz?
Şiir okumanın çeşitli gerekçeleri vardır. Âşık olursun, mektup yazacaksındır, hadi ordan bir şeyler yazayım der, şiir okursun.  Bir şiir kitabını hediye edebilirsin. O kadar çok gerekçe var ki şiir okumak için. Ama deneme okumak için yok… Bizim için demiyorum da bir okur düşün. Arkadaşına deneme kitabı hediye etmiş. Ne yapacak? Halbuki roman olsa, şiir olsa bir kıymeti var. Ama deneme için yok. Bak aslında şairler de çok iyi denemeler yazar. Benim en sevdiğim denemecilerden biri de Cemal Süreya’dır.

Ama Süreya’nın o yönü genel okur kitlesi tarafından çok iyi bilinmez. Aşk şiirleri şairidir ya…
Yavaş yavaş biliniyor bence. 99 Yüz kitabını döne döne okurum. Muhteşem bir kitaptır. Şiir üzerine yazdığı kitaplar da acayip kitaplardır. Arkadaşlarının şiirleri üzerine de çok güzel denemeler yazmıştır. Hani şiirsel bir cıvıklık vardır ya hiç öyle yazmamış. Melih Cevdet Anday keza… Belki 15-20 deneme kitabı vardır ve müthiştir. Ece Ayhan’ın söyleşileri mesela, deneme gibidir. Enis Batur var. Müthiş bir denemeci. Uğur Kökden var, o da çok büyük denemecidir. Türkçede çok iyi denemeciler var.

Romanlarla aranız nasıl?
Çok sevdiğim romancıların kitapları çıktığı zaman onları alıp okuyorum. Bir de bazen yeni romancılar keşfediyorum. Hasan Ali Toptaş, Latife Tekin, Leylâ Erbil severim. Ben daha çok hikâye okuyorum. En sevdiğim hikâyeci Ahmet Büke’dir. Son zamanlarda Birgül Oğuz’u, Sine Ergün’ü, Feryal Tilmaç’ı, Şenay Aksoy’u, Gökhan Yılmaz’ı beğenerek okudum.

RADİKAL KİTAP

Kimdir?

1979. İstanbul. Ağırlıklı olarak kültür- sanat alanında gazetecilik yapıyor. Yayımlanmış üç kitabı var.

Sosyal Medya