Gazeteci, Okur, Yazar İşleri
İyi edebiyat uyarlaması özgün kitabı unutturandır

İyi edebiyat uyarlaması özgün kitabı unutturandır

FOTOĞRAF: MUHSİN AKGÜN
FOTOĞRAF: MUHSİN AKGÜN

Ümit Ünal ve güzeller güzeli kedisi Dudu eşliğinde salona giriyor ve hemen kitapları hızlıca tarıyorum. Aslında yüzlerce kitaptan bahsedemem ama daha ilk bakışta “seçici okur” diye geçiriyorum içimden.  Ümit Ünal bu arada anlatıyor; o da taşınmalar yüzünden çokça kitap kaybetmiş. İzmir’den İstanbul’a geldiğinde kitaplarının büyük kısmını orada bırakmış, bir süre depoda kalan kitaplarını bir su baskınıyla kaybetmiş. Daha sonra İngiltere’den Türkiye’ye taşınırken de epey bir kayıp vermiş. Yıllardır hiç yanından ayırmadıkları hariç evdeki kitaplarının çoğu son 10 yılda çıkan kitaplar… O bana su getirmeye gittiğinde kopya çekmek için yanında durduğum kitaplığın alt raflarına göz atıyorum. Kitaplıkların en alt ve en üst raflarındaki, yani en görünmeyen kitaplar her zaman daha ilgimi çekiyor. Meğer Ümit Ünal’ın hazinesi alt raflarda gizliymiş; Sevim Burak, Leylâ Erbil, Bilge Karasu kitaplarının eski baskılarını görüyorum. Biraz üstte ise sıra sıra Nabokov’un İngilizce baskıları, yanında Italo Calvino, José Saramago ve J.M. Coetzee… Büyük kitaplıkta Ece Ayhan, Turgut Uyar, Yiğit Bener, Birhan Keskin… Hazır gibiyim, az çok anladım gibi okuma zevkini…

Çocukluğunuzun evindeki kitaplardan başlayalım…
Annem babam öğretmen. Evde bolca ansiklopedi ve her telden kitap vardı: 1000 Temel Eser kitapları: Ahmet Hamdi Tanpınar, Ahmet Rasim. Ama aynı zamanda Aziz Nesin, Yaşar Kemal.  Bir de Ragıp Şevki Yeşim’in Allahın Gazapları serisinin ciltleri vardı. Çocuklar zalim olur; büyük dini hikâyelerde, insanlığın başına gelen felaketleri roman kurgusu içinde okumaya bayılırdım.

Yazarınız kimdi peki?
İlkokulda hayran olduğum yazar Aziz Nesin’di. Hikâyelerini çok severdim. Çetin Altan’ın Bir Yumak İnsan kitabından çok etkilendim. Lisede Sait Faik hayranlığım başladı. Hâlâ da sürüyor.

Üniversite yıllarında asıl okur kimliğiniz oluşmaya başlamıştır sanırım…
Üniversiteye kadar Kafka’yı , Camus’yü duymamıştım. Kafka yıllar içinde en sevdiğim ve iyi bildiğim yazarlardan biri oldu. Bilge Karasu, Leylâ Erbil, Sevim Burak’ı da o yıllarda keşfettim. Göçmüş Kediler Bahçesi ve Gece’yi yanımdan hiç ayırmam.

Bence Türkçe en büyük öykü yazarı. Bana göre iyi edebiyat zamana yayılan bir şeydir. Shakespeare öldükten sonra 150 yıl kadar unutulmuş, sonra hatırlanıp klasik olmuş. Edebiyat şişe içinde denize mektup atmak gibi. Sizden çıkıyor, kaybolup kendi okurunu buluyor zaman içinde.

“Artık o tuzağa düşmüyorum”
Bu arada ne kadar çok kurmaca kitap yayımlandığından, kötü ya da çalıntı romanlardan ve bu kalabalığın içinde seçici okur olmaktan… Hani tanımadığınız bir yazarın kitabına başlarsınız, gitmez bir türlü ama yine de bir umut devam edersiniz. Belki de yazar pat diye kitabın ortasında bize şlak diye bir tokat patlatacak, sabrın sonu selamet olacak. Meğer yazar okurun sabrını sınıyor, onunla bir oyun oynuyormuş.  Pek öyle olduğu da yok ama ben biraz daha sabırlı bir okur olarak inat diyorum ve Ümit Ünal’a soruyorum…

Diyelim bir kitabı okumaya başladınız ama gitmiyor bir türlü; pes edip bırakır mısınız?
Sıkıldığım kitapları bırakırım. Üslubuyla konusuyla sığ ya da taklit bolca kitap var. Tabii bazı kitaplar senin birikimini aşıyor o yüzden okuyamıyorsun. Derken insan zamanla değişiyor. Sıkıldığın kitabı bir zaman sonra yeniden deneyince çok seviyorsun. Bazı kitapları anlamak için bir yaşı geçmek gerekiyor galiba.

Ben “okur yaşı” diye bir şey olduğuna inanıyorum. İşte bir yaştan sonra daha sabırsız oluyorsun, zaman kaybetmek istemiyorsun…
Kırk sekiz yaşındayım, herhalde yedi-sekiz yaşımdan beri okuyorum.  40 yılda insan bir şekilde sahtekârlığı seziyor.  15-20 sayfada anlıyorsun. Daha genç, daha az okuyan insan kötü romanlarda tuzağa düşebilir ama ben artık düşmüyorum. Beğenilerim biraz kalıplaşmış olabilir, onu değiştirmeyi isterdim, o ayrı.

“İyi edebiyat uyarlaması özgün kitabı unutturandır”
Ümit Ünal aynı zamanda da bir yazar; senaryo, reklam, öykü ve bir de roman… “Çok yazmama rağmen hiçbir zaman kendini yazıya adayan yazarlar gibi olmadım” diyor ve ekliyor; “Yazarlık başıma geldi; seçerek olmadım. Sinemada da yazıyorsun aslında. Şuradan gelen ışığı görüyorsun ve ona dair bir cümle kuruyorsun kafanda. Görsel olarak yazıyorsun…”

Peki, yazdığınız dönemlerde okumalarınız ne yönde oluyor?
Şimdi yazdığım senaryoda vampirler var, o yüzden vampir fikrinin gelişimi hakkında bir kitap okuyorum; From Demons to Dracula- Matthew Beresford.

Yeni projede vampirler mi var?
Çok fazla anlatmayayım ama evet. Birkaç film ve romandan bildiklerim dışında, çok anladığım bir konu değildi vampir vb. dünyası. Bilgi için okuyorum. Diğer yandan, örneğin Gölgesizler’i yazarken Hasan Ali Toptaş’ın tüm kitaplarını okudum onun dünyasını anlamak için.

Uyarlamaları konuşalım o zaman…
Bana göre iyi edebiyat uyarlaması özgün kitabı unutturandır. O kadar iyi olması lazım ki insanların geri dönüp kitabın şurası şöyleydi, burası böyleydi diyecek fırsatı olmasın. Dünyasını dil üzerine kuran yazarların edebiyat eserlerini sinemaya uyarlamak çok zor.

Hasan Ali Toptaş da öyle bir yazar…
Gölgesizler’de ben kendimce bir şey başardım ama kitabın hayranları içinde kitabın büyüsünü tam yansıtmadığımı düşünenler oldu. Ama ben en baştan zaten Gölgesizler’in film uyarlamasının imkânsız olduğunu ve benim sadece romanın bir katmanını uyarladığımı söyledim. Bu film, benim Gölgesizler “cover”ım.

“İyi yazarlar sürekli keşfedilen yazarlardır”
Nabokov’un sizin için önemli bir yazar olduğunu biliyorum. Nedir sizi Nabokov’a çeken?
Nabokov görüntülerle düşünen sonra aklındaki görüntüleri yazıya çeviren bir yazar. Bir sinemacı için cevher değerinde. Lolita’yı okuduğumda 17-18 yaşındaydım sanırım. Önce Fatih Özgüven çevirisiyle Türkçesini, birkaç yıl sonra da İngilizcesini okudum. Yıllar içinde hep benimle kaldı. İyi yazarlar sürekli keşfedilen yazarlardır. Nabokov’un hemen hemen her şeyini okudum. Lolita’yı otuz yıldır okuyorum. Hâlâ daha önce ilgimi çekmemiş bir ayrıntıyı yakalayabiliyorum. Bende bir de notlanmış bir baskısı var. Kitaptaki sayısız gönderme notlarla açıklanmış. O baskısını okuyunca insan bir kitap boyunca keşif yolculuğunun hiç bitmeyeceğini anlıyor.

Okuduğunuzda “ben bunu sinemaya uyarlamak istiyorum” dediğiniz hikayeler vardır sanırım…
Yıllardır Shakespeare’in Bir Yaz Gecesi Rüyası’nı Türkiye’de geçecek şekilde sinemaya uyarlamayı düşündüm. Bir de Witold Gombrowicz’in Pornografi romanı. Gençliğin geri dönüşsüz şekilde kayboluşuyla ilgili bir hikâyedir. O kitabı da bir gün film yapmayı çok isterim.

RADİKAL KİTAP

Kimdir?

1979. İstanbul. Ağırlıklı olarak kültür- sanat alanında gazetecilik yapıyor. Yayımlanmış üç kitabı var.

Sosyal Medya