Toprağın Öptüğü Çocuklar “Adaleti Beklerken Roboskî” (2015)

babd0a4c-9818-4063-928c-7dbd1640610eTSK’ya bağlı uçaklar “aldıkları istihbarat”a uyarak “teröristler”in Türkiye’ye girmelerini önlemek için hava saldırısında bulundu.

Yer Roboskî… Tarih 28 Aralık 2011… Otuz dört kişi “ölü olarak ele geçirildi”.
Türkiye devleti ve medyasının on iki saat boyunca sessiz kalıp saklamaya çalıştığı bu olayda, ne yaşandığını, kimlerin nasıl öldüğünü öğrenmeye başladığımızda ortaya adlı adınca bir “katliam” çıktı.

Sibel Oral, Roboskî’ye giderken sadece gazeteci kimliğini değil; vicdanını, insanlığını ve “acı”sını da beraberinde götürdü. Kimsenin yargılanmadığı, hiçbir siyasi sorumlunun ortaya çıkmadığı, hatta tazminat ödenerek “ölü olarak ele geçirilenler”in ailelerine sus payı verilmek istendiği bu “katliam”ın ardındaki acı ve öfkenin dindirilebilmesi için tek bir beklenti var: Adalet…
Tıpkı devletin hesap vermediği, sorumluların yargılanmadığı pek çok olayda olduğu gibi…

 


Bilmiyorum tek bir cümleyle yıkılacağımı, sonra durup durup aynı karşımdaki anne gibi yere bakacağımı. Konuya bir türlü giremiyorum, en kolay sorudan başlayacağım, sonrası nasılsa gelir diye düşünüyorum.

“En çok ne severdi mesela?” 
Duruyor, yere bakıyor, sonra başını kaldırıp yüzüme, “Elma,” diyor, “elmayı çok severdi…” Aldığım yanıt öyle güzel, masum, öyle korkunç ki!.. Susuyorum. Yere bakıyor sonra yüzü… Susuyor… Bu kadar…

 


Zayi (2011)

zayi-harp-ve-darp-ulkesinde-bir-selvi-sibel-oral

Bu ülkenin susturulmuş kahramanları onlar; bir çıkmaz sokakta, metruk binalar gibi birbirlerine yaslanmış, yalnızlıkları ve kederleriyle, kendi araflarında yaşıyorlar: insan oluşundan usanıp ağaç olmayı düşleyen Lerna Hanım, gölgesinden bile korkan Emine, Emine’nin kızı Çilem, eskiden meydanlarda taşıdığı pankartı salonunun duvarına çivileyen Rüstem, Kumru bakkalın sahibi deli-güzel Ayhan, kadın adam Sofie ve balıkçı eskisi Rızvan Efendi…

Bir de o kadın var… başında uçuşan iki kuzgunla, bambaşka bir ölümden çıkıp kınında bir çığlıkla çıkmaz sokağa gelen kadın… Selvi. Susan, sustukça anlatan, anlattıran.

Sibel Oral bu yeni romanı Zayi’de 70′lerden günümüze Türkiye siyasetinin yok ettiği, acılarla parçaladığı hayatları şiirle, edebiyatla, kâbuslarla ve rüyalarla yazıyor.


Beni Beklerken (2006)

Bekleyiş, tekinsiz bir yolculuktur bazen…

Başparmağının tırnağını kapağın içine ittirdi ve madalyon açılıverdi. Bir kadın… Bir kadının fotoğrafı… Kadın gülmüyor ama sanki bakmıyor da, görmüyor da… Kadın, Özlem’in avucunun içinde.
Dünyadaki hiçbir gidiş seninki kadar acı bir kalış yaşatmayacak bana anne…
Özlem’in dizleri artık bedenini taşıyamıyordu; yere çöktü. Gözyaşlarını durduramıyordu. Kendine sarılıp ağlamak, kendini kucaklamak istiyordu.
Kovdum seni anne!

Onun adı, Bayan X’in var oluşu, annesinin de yok oluşu anlamına geliyordu. Kilitli kapılarını açabilen bir tek “Duygu” vardı. Kaygan zeminde dönüş yoktu; birbirine dolanan hayaller ya kördüğüm olacak ya da umudu diriltecekti…

Gazeteci yazar Sibel Oral’ın ilk kez 2006 yılında yayımlanan romanı Beni Beklerken, tamamen gözden geçirilmiş ve yenilenmiş baskısıyla ON8’de. Günümüz Türkiye’sinde yaşayan iki genç kızın kendini bulma çırpınışlarını ele alan kitap, insanın kendiyle ve yaşadığı toplumla tanışma sürecindeki hesaplaşmalarını lirik bir anlatımla işliyor. Ebeveyn davranış ve tutumlarının, hayat yolculuğunun başındaki kalplerde yarattığı hisleri de aktaran yazar, gençlere kendi dillerinden sesleniyor. Arka planda çalan müzik, yaşanılan onca şeye ritim tutarken, sessiz bir kedi de satır aralarında dolaşıyor…