Gazeteci, Okur, Yazar İşleri

Okumadan önce dinleme hazzıyla tanıştım

Yavuz Ekinci beni arayıp “İstan-bul’dayım müsaitsen görüşelim, akşama Batman’a dönüyorum” dediğinde başına gelecekten haberi yoktu. Buluşmamıza iki saat kala ona azıcık da emrivaki yaparak niyetimi açtım ve soluğu kitapçıda aldık. Aslında en çok hangi yazarlara ilgi duyduğunu ve ilk anacağı kitapları biliyordum. İlk isim Gabriel García Márquez. Yüzyıllık Yalnızlık ise başucu kitabı. Sonra Philip Roth. Ekinci onun en çok huzursuz eden tekinsiz yanını sevdiğini söylüyor. Sonra da “Don Kişot” diyor. “Hep masamın üzerinde durur. Arada açıp herhangi bir sayfasını okurum. Çok az kitap beni kahkahalarla güldürmüştür Don Kişotkadar.” Çevremizde kategorilenmiş raflara bakarken Ekinci “Mitoloji rafına gidelim, ben çok severim” diyor. Hiç beklemediği yerden soru sorulan öğrenci korkusuyla düşüyorum peşine.

“Taşa kazıyacak kadar değerli söylemin var mı?”
Yavuz’a “Neden mitoloji” diye soran gözlerle bakarken, başlıyor anlatmaya; “Mitoloji ve masal, insanlığın bilinçaltından sızmış. Mitoloji, insanlığın insanı, evreni, hayatı ve ölümü tanımlama uğraşıdır. Ya da tanımlama deneyimidir. Her halk, din ve millet kendi sahip olduğu bilgi ve sezgilerle bu tanımlamayı yapar. Sanırım insanlığın hayal atının dört nala koştuğu yerdir. Geçmişte tanımlanan ve bundan sonrada tanımlamak istediğimiz bu kavramları anlamak  istiyorum. Bu yüzden mitoloji kitaplarını okumayı severim.”

Hayran hayran onu dinlerken o soruyor: “Taşa kazıyacak kadar değerli söylemin var mı? Düşünsene ne kadar değerliymiş ki insanlar zamanında taşa, tablete kazımış. Bana deseler ki taşa kazıyacak kadar söylemin var mı? Bir düşünürüm…” Ben düşünüyorum ama belli ki bu dersten çaktım.

“Kitap da kitapçı da yoktu”
Şimdi burada duruyoruz ve Yavuz Ekinci’nin okur olma serüveninin başladığı yere dönüyoruz. Ona hadi çocukluğunda okuduğun kitapları anlat diyemiyorum, çünkü biliyorum…

Büyüdüğün yerde kitap yoktu…
Yoktu evet. Evimizde de Kürtçe konuşulurdu. Kitapla tanışmam ilkokul döneminde ders kitaplarıyla oldu.

Sonra?
Siirt’te, üniversitenin birinci yılında ilk romanımı okudum; Sefiller. Sonra Yaşar Kemal kitaplarını, ardından Orhan Pamuk’un Kara Kitap’ını. Aslında benim okuma serüvenimi belirleyen Batman’dan arkadaşım Said Kavşut ve yurtta kaldığım oda arkadaşım Nesim Haşimoğlu oldu. Onların okuma biçiminden yola çıkıyor, onlardan ödünç kitap alıyordum.

Kitaba ulaşmak biraz güç o dönem…
Kitapçı yoktu ki. Şimdi Batman’da var. Olmayan kitapları getirtebiliyorum ya da internetten sipariş ediyorum. İstanbul’a her geldiğimde de bavulumu doldururum.

Sabah seninle buluşmadan önce girdiğim kitapçıda bir edebiyat dergisinin kapağında gördüm, soruşturma yapmışlar. Soru şu; Kürt edebiyatı Nobel alır mı?
Çok magazinsel bir başlık ve soru. Alabilir mi sorusu bile küçümseme barındırıyor içinde. Alamaz gözüyle bakıyorsun. Her ülkenin, her dilin edebiyatı Nobel alabilir. Kürt edebiyatında çok başarılı romanlar var, çok dillerden çeviri yapılıyor…

Ama Türkçeye çok az çevriliyor…
Çevirmiyorlar.  Mehmed Uzun var,  Fırat Ceweri var… Çevrilen kitaplar beş altıyı geçmez. Çok büyük yazarların kitapları Türkçeye çevrilmedi…

“Kürtçe kitap satan kitabevi yok”
Evet, Kürtçe edebiyat ürünleri Türkçeye çevrilmiyor. Bu gerçeği cebimize koyup Yavuz’a “Sence burada Kürtçe kitap var mıdır?” diye soruyorum. “Sanmam ama bir sor istersen ” diyor. Satış görevlisi arkadaşa aynı soruyu soruyorum ve Yavuz’un yanına dönüyorum… Yokmuş Yavuz… İstanbul’daki büyük kitabevlerinde olması lazım aslında. Kürtçe basan yayınevi var ama Kürtçe kitap satan kitabevi yok. Almanca, İngilizce, Çince var, aşağıdaki raflarda gördüm.

“Galiba artık sırtımı kendi elimle kaşımalıyım”
Yine derin meselelere daldık. Hadi, biraz daha dolanalım diyoruz. İkimizde sevdiğimiz kitapları birbirimize gösteriyoruz, ortak okuduklarımız ve okumadıklarımız üzerine konuşuyoruz.

Senin de kitaplığında mutlaka okumadığın kitaplar vardır…
Var evet. Faulkner’ın Abşalom, Abşalom’u mesela… Faulkner’ın Ses ve Öfke’si de yıllarca kitaplığımda kalmıştı ama sonunda okudum. Marcel Prost’un Kayıp Zamanın İzinde eserinin ilk cildini okudum ama diğer ciltleri daha okuyamadım.

Onlara bakınca suçluluk duyar mısın?
Evet. Kimi çok sevdiğim yazarların kitaplarını da zor günlerimde okurum diye erteliyorum. Márquez’in, Saramago’nun, Necip Mahfuz’un bazı romanlarını okumadım, zor günlerime saklıyorum.

Umberto Eco’ya çocukken her Noel’de kitap hediye eden bir komşusu varmış ve bir gün “Okuduğun kitapta ne olduğunu öğrenmek için mi okuyorsun, yoksa okuma sevgisinden mi” diye sormuş. Eco sorunun yanıtını yıllar sonra bulmuş; sadece okuma sevgisi… Sen ne dersin?
Ben okumadan önce dinleme hazzıyla tanıştım. Dedem, babam ve annemden yüzlerce masal dinleyerek büyüdüm. Bana masal anlatacak kimse kalmayınca “Galiba artık sırtımı kendi elimle kaşımalıyım” deyip okumaya başladım. Okuma sevgisinden ve haz aldığım için kitap okuyorum. Öğrenmek ve bilgili olmak için kitap okumuyorum. Böyle bir duyguyla okumak korkunç zor olmalı. Sorumluluk bilinciyle okumak çok sıkıcı olmalı. Allah beni öyle okur olmaktan korusun.

“Devlet aklı her yerde aynı çalışır”
Söz dönüp dolaşıp tasavvufa geliyor. Ekinci bu metinlerin ne denli güçlü olduklarının altını çiziyor ve kendi edebiyatını kurgularken de onlar üzerinden tanımlamaya çalıştığını söylüyor.  Feqiyê Teyran’ın Dîwan’ı, Nizamî-i Gencevî ‘nin Hüsrev ü Şirin’i, Ahmed-i Hani’nin Mem û Zîn’i Ferîdüddîn-i Attâr’ın Mantık-ut Tayr’ ı mesela…

Az önce Mem û Zîn dedin. Ben geçen gün Kültür Bakanlığı’nın baskısını buldum sahafta, daha okumadım ama…
O baskıdan okuma zaten, sorunlu bir kitap o…

Nedir sorun?
Devlet aklı her yerde aynı çalışır. “Gerekirse biz yaparız” mantığı her alanda çalışıyor. Kültür Bakanlığı, Mem û Zîn’i Kürtçeye çevirmeye karar verdi. Bu karar önemli ama onca güzel çevirecek çevirmen ve hocalar varken kalktı bu kitabı hiç Kürtçe bilmeyen birine çevirtti. Sayın Prof. Dr. Namık Açıkgöz’ün bu eseri çevirmeyi nasıl kabul ettiğini anlamak da çok zor. Bu arada Sayın Açıkgöz, yıllar önce yazdığı bir makalesinde Kürtçe diye bir dil olmadığını ve Kürtçenin Farsçanın bir ağzı olduğunu söylemişti. İşte Kültür Bakanlığı Mem û Zîn’i Kürtçeden Türkçeye bu hocamıza çevirtti.

RADİKAL KİTAP

Kimdir?

1979. İstanbul. Ağırlıklı olarak kültür- sanat alanında gazetecilik yapıyor. Yayımlanmış üç kitabı var.

Sosyal Medya